TurkExim Menü Çubuğu

İŞ İNGİLİZCESİ

💼 İşadamları İçin Özel Program

Türkiye'nin İş İngilizcesi

İş dünyasında kendinizi ifade edin. Toplantılarda, müzakerelerde ve uluslararası ilişkilerde özgüvenle konuşun.

500+
Öğrenci
%95
Başarı Oranı
6
Modül
12 Hafta
Eğitim Süresi

Eğitim Modülleri

6 modülden oluşan kapsamlı Business English programı ile iş İngilizcenizi sıfırdan ileri seviyeye taşıyın.

M1

Temel İş İngilizcesi

İş hayatında günlük iletişimin temelleri.

  • Tanışma ve自我 tanıtım
  • Telefon görüşmeleri
  • E-posta yazımı kuralları
  • Randevu alma ve onaylama
  • Ofis içi iletişim kalıpları
Başlangıç Seviyesi
M2

Toplantı ve Sunum

Profesyonel toplantı ve sunum becerileri.

  • Toplantı açma ve kapatma
  • Gündem oluşturma ve takip
  • Soru sorma ve fikir belirtme
  • PowerPoint sunum teknikleri
  • Görsel ve veri anlatımı
Orta Seviye
M3

Müzakere ve Satış

İş anlaşmalarında etkili müzakere stratejileri.

  • Fiyat pazarlığı teknikleri
  • Teklif sunma ve savunma
  • İtiraz yönetimi
  • Anlaşma kapatma kalıpları
  • Kriz iletişimi
Orta-İleri Seviye
M4

Dış Ticaret İngilizcesi

Uluslararası ticarette terminoloji ve yazışmalar.

  • Proforma invoice ve LC terminolojisi
  • Gümrük ve taşımacılık terimleri
  • Incoterms 2020
  • Konşimento ve belge dili
  • Gümrük beyannamesi İngilizcesi
İleri Seviye
M5

İş Yazışmaları

Profesyonel iş yazışmalarında ustalık.

  • Resmi e-posta formatları
  • Teklif mektubu yazımı
  • Şikayet ve ihtar mektubu
  • Sözleşme dili ve terimleri
  • Rapor ve daktilo yazımı
Orta-İleri Seviye
M6

Networking & Sosyal

İş dünyasında sosyal ilişkiler ve kültürel farkındalık.

  • Fuar ve etkinlik sohbetleri
  • İş yemeği etiketi
  • Small talk teknikleri
  • Kültürler arası iletişim
  • LinkedIn ve dijital networking
Tüm Seviyeler

Neden Biz?

Türkiye'nin işadamlarına özel Business English eğitim deneyimi.

🎯

Hedef Odaklı

Gerçek iş senaryoları üzerine kurulu pratik eğitim. Teori değil, uygulama.

👨‍🏫

Uzman Eğitmen

İş dünyası deneyimine sahip native ve bilinear eğitmenler ile birebir ders.

📱

Esnek Format

Online veya yüz yüze, birebir veya grup. Size uygun programı birlikte belirleyelim.

🏆

Sertifika

12 haftalık programı tamamlayan her katılımcıya uluslararası geçerli sertifika.

Sık Sorulan Sorular

Dersler ne zaman başlıyor? +

Dersler her ayın ilk haftası yeni gruplarla başlar. Birebir derslerde ise kayıt sonrası 3 iş günü içinde başlayabilirsiniz. Hafta içi akşam (19:00-21:00) ve hafta sonu (10:00-13:00) saatleri mevcuttur.

Eğitim ücreti ne kadar? +

12 haftalık tam program (6 modül) grup dersleri için aylık 2.500 TL, birebir dersler için aylık 4.500 TL'dir. Erken kayıt ve kurumsal indirimler mevcuttur. Detaylı fiyat bilgisi için kayıt formunu doldurabilirsiniz.

Hangi seviyeden başlamalıyım? +

Kayıt sonrası ücretsiz seviye tespit sınavı yapılır. Sınav sonucuna göre size en uygun modül ve başlangıç seviyesi belirlenir. Başlangıç seviyesindeki katılımcılar M1'den, orta seviyedekiler M2 veya M3'ten başlayabilir.

Online dersler nasıl işliyor? +

Online dersler Zoom veya Microsoft Teams üzerinden canlı olarak yapılır. Ders materyalleri dijital olarak paylaşılır, ders kayıtları sonradan izlenebilir. Maksimum 8 kişilik gruplarla interaktif ders experience sağlanır.

Sertifika geçerli mi? +

Evet, 12 haftalık programı tamamlayan ve final sınavında başarılı olan katılımcılara uluslararası geçerliliği olan Business English Sertifikası verilir. Sertifika CV'lerinize ve LinkedIn profilinize eklenebilir.

📝 İş İngilizcesi Blog

İş dünyasında etkili iletişimin sırlarını keşfedin. Her hafta yeni bir konu, pratik İngilizce cümleler ve kültürel ipuçları.

BLOG • MODÜL 6

Building Relationships — İş İlişkileri Kurma

İş ilişkileri kurma, uluslararası iş dünyasında başarının temelidir. İster bir fuar standında, ister bir konferansta, ister Zoom toplantısında olun — ilk izlenim her şeydir. İş ilişkileri, sadece iş yapmakla sınırlı değildir; güven inşa etmeyi, ortak noktalar bulmayı ve karşılıklı saygıyı içerir. Özellikle farklı kültürlerden gelen iş ortaklarıyla ilişki kurarken, kültürel normları anlamak ve buna göre iletişim kurmak kritik öneme sahiptir.

Türk işadamları için ipucu: Türk kültüründe ilişkiler genellikle kişisel bağdan sonra işe dönük gelişir. Ancak Amerikan, İngiliz ve Alman kültüründe önce iş, sonra kişisel bağ gelir. Bu farkı bilmek, karşı tarafı rahatsız etmeden ilişki kurmanızı sağlar.

Kültürlere Göre Örnek İngilizce Cümleler:

🇺🇸 Amerikan Kültürü — Doğrudan ve samimi:

"Hi, I'm Mehmet from Istanbul. Great to meet you! I really enjoyed your presentation on supply chain optimization. Could we grab a coffee and discuss it further?"

→ Amerikalılar doğrudan konuya girmeyi ve kısa sürede kişisel bağ kurmayı tercih eder. Kahve teklifi etmek klasik bir yaklaşımdır.

🇬🇧 İngiliz Kültürü — Kibar ve dolaylı:

"How do you do? I'm Mehmet Yılmaz from TurkExim in Istanbul. I was wondering if you might have a few minutes to discuss potential synergies between our companies? Perhaps over tea?"

→ İngilizler kibar, dolaylı ve ölçülü bir dil kullanır. "I was wondering if..." kalıbı, nazik bir istek belirtmenin klasik yoludur. Çay teklifi İngiliz kültüründe kahveden daha yaygındır.

🇯🇵 Japon Kültürü — Saygılı ve ritüel odaklı:

"Hajimemashite. I am Mehmet Yılmaz from TurkExim, Turkey. I am very pleased to make your acquaintance. I have heard great things about your company's quality standards."

→ Japonlar ilk tanışmada büyük saygı gösterir. "Hajimemashite" (ilk kez tanışıyorum) kalıbı kullanılır. Karşı şirketi övmek ve meishi (kart değişimi) ritüelini doğru yapmak çok önemlidir.

🇩🇪 Alman Kültürü — Yapısal ve profesyonel:

"Guten Tag, mein Name ist Mehmet Yılmaz von TurkExim aus der Türkei. I am pleased to meet you. Your company's reputation in precision engineering is well-known. Perhaps we could schedule a proper meeting to explore cooperation?"

→ Almanlar profesyonel, yapısal ve detaycıdır. İlk tanışmada kişisel konulardan ziyade iş kalitesi ve şirketin itibarı ön plandadır. "Schedule a proper meeting" ifadesi, planlı ve organize yaklaşımı yansıtır.

🇸🇦 Orta Doğu / Arap Kültürü — Sıcak ve misafirperver:

"Assalamu alaikum. My name is Mehmet from TurkExim. It is an honor to meet you. How was your journey? I hope you are enjoying your stay in Istanbul. We have prepared some Turkish coffee for us to enjoy while we talk."

→ Orta Doğu kültüründe ilişki kurma yavaştır ve kişisel bağ önemlidir. Yolculuk sormak, konaklama hakkında konuşmak ve misafirperverlik göstermek (kahve/çay ikramı) ilişkinin temelidir. İş konusu doğal olarak daha sonra gelir.

BLOG • MODÜL 6

Cross-Cultural Understanding — Kültürlerarası Anlayış

Kültürlerarası anlayış, uluslararası iş dünyasında en sık göz ardı edilen ama en kritik becerilerden biridir. Bir kültürde nazik kabul edilen bir davranış, başka bir kültürde kaba gelebilir. Örneğin, bir Amerikalı işadamına "How are you?" diye sorduğunuzda beklenen cevap "Great, thanks!" kısa cevabıdır — ama bir İngiliz'e aynı soruyu sorarsanız, daha detaylı ama yine kısa bir cevap bekler. Bir Japon iş adamına ise kişisel sorular sormak (aile, hobiler) ilk tanışmada uygun değildir.

Kritik kültürel farklar: (1) Zaman algısı — Almanlar dakiktir, Türkiye ve Orta Doğu'da esnektir; (2) Hiyerarşi — Japon ve Kore kültüründe yaş ve rütbe çok önemlidir; (3) Doğrudanlık — Hollandalılar ve Almanlar çok doğrudan, İngilizler ve Japonlar dolaylıdır; (4) İletişim stili — Yüksek bağlamlı kültürler (Japonya, Türkiye, Arap ülkeleri) sözcüklerin arkasındaki anlamı okur, düşük bağlamlı kültürler (ABD, Almanya, Hollanda) sözcüklere literal anlam verir.

Kültürel Farklar İçin Örnek İngilizce Cümleler:

🗣️ Reddetme — Kültüre göre nasıl "hayır" denir:

Amerikan (doğrudan): "I'm afraid that won't work for us. Let's look for another option."
İngiliz (çok dolaylı): "That's an interesting perspective. Perhaps we could explore some alternative approaches?"
Japon (hiç hayır demez): "That might be difficult. We will consider it carefully and get back to you."
Türk (dolaylı): "Inshallah, we will try our best to make it happen, but let me check with my team first."

🤝 Kart değişimi (Business Card) — Kültürel ritüeller:

Amerikan: "Here's my card. Let's connect on LinkedIn too!" (Tek el, hızlı, dijital odaklı)
Japon: "Please accept my card." (İki eliyle, öne eğilerek, kartı dikkatle inceler)
Orta Doğu: "It's a pleasure to exchange cards with you. May our business flourish." (Sağ el, göz teması, sıcak)

BLOG • MODÜL 6

Welcoming Visitors — Misafir Karşılama

Misafir karşılama, Türk iş kültürünün en güçlü yanlarından biridir — ama uluslararası iş dünyasında doğru İngilizce ile bunu ifade etmek önemlidir. Türk misafirperverliği dünyaca ünlüdür, ancak bir Amerikalı veya Alman iş adamı Türk kahvesi ve baklava ritüeline alışkın olmayabilir. Misafirinizi karşılarken hem profesyonel hem de sıcak olmalı, karşı tarafın kültürüne uygun bir karşılama yapmalısınız.

Karşılama adımları: (1) Havalimanı/lobi karşılama — sıcak ama profesyonel; (2) Ofise getirme — kısa tur; (3) Yerleşme — su/çay/kahve ikramı; (4) Small talk — kısa tanışma sohbeti; (5) Toplantıya geçiş — sorunsuz geçiş.

Karşılama İçin Örnek İngilizce Cümleler:

✈️ Havalimanı/lobi karşılama:

"Welcome to Istanbul, Mr. Smith! I'm Mehmet from TurkExim. How was your flight? I hope the journey wasn't too tiring. Let me help you with your luggage. Our car is waiting outside."

🏢 Ofise getirme:

"Here we are — this is our office. Let me show you to the meeting room. Would you like some Turkish coffee, tea, or water? We also have some fresh baklava if you'd like to try."

🇯🇵 Japon misafir için (daha resimli):

"Welcome to our company, Mr. Tanaka. We are honored by your visit. Please allow me to introduce our team. Your meeting room is ready, and we have prepared green tea for your convenience."

🇺🇸 Amerikan misafir için (daha samimi):

"Hey John, welcome to Istanbul! Great to finally meet you in person. Coffee's ready in the conference room — let's dive right in. How was your trip?"

BLOG • MODÜL 6

Small Talk — Sohbeti Devam Ettirme

Small talk, iş dünyasında "küçük sohbet" anlamına gelir ama aslında büyük bir sanattır. İlk 5 dakikadaki sohbet, tüm iş ilişkisinin tonunu belirler. Small talk'un amacı: güven oluşturmak, ortak noktalar bulmak, atmosferi rahatlatmak ve iş konuşmasına doğal bir geçiş yapmaktır. Önemli olan: açık uçlu sorular sorun (evet/hayır değil), karşı tarafı dinleyin (sadece konuşmayın), kültürel tabulara dikkat edin (din, politika, maaş konularından uzak durun).

Güvenli small talk konuları: hava durumu, yolculuk, şehir/ülke hakkında izlenimler, spor, yemek kültürü, mimari/tarih, tatil planları, hobiler. Kaçınılması gereken konular: din, politika, kişisel maaş, yaş (özellikle kadınlara), medeni durum (bazı kültürlerde), sağlık sorunları.

Sohbeti Devam Ettirme İçin Örnek İngilizce Cümleler:

🌍 Yolculuk hakkında:

"How was your trip? Did you get a chance to see anything in the city yet? Istanbul is a fascinating city — the blend of East and West is truly unique. Have you tried any Turkish food?"

⚽ Spor hakkında (evrensel konu):

"Are you a football fan? Galatasaray played a great match last night. Do you follow any sports back home? I heard the Premier League is quite exciting this season."

🍽️ Yemek kültürü hakkında:

"Have you tried Turkish cuisine before? You must try our kebabs and baklava. What's the food like in your country? I've always wanted to try authentic fish and chips in London."

🔄 Sohbeti canlı tutma kalıpları (Follow-up questions):

"That sounds interesting! Tell me more about..." — Kulağa ilginç geliyor! Bana daha fazla bahset...
"Really? I didn't know that. How did you...?" — Gerçekten mi? Bilmiyordum. Nasıl...?
"I completely agree. In Turkey, we also..." — Tamamen katılıyorum. Türkiye'de de biz...
"That's fascinating. What was it like?" — Bu çok ilginç. Nasıl bir şeydi?
"I can imagine. So, what do you think about...?" — Tahmin edebilirim. Peki... hakkında ne düşünüyorsun?

🚪 İş konusuna geçiş (Smooth transition):

"Well, I'm glad you're enjoying Istanbul. Speaking of business, shall we have a look at the proposal I sent last week? I think you'll find some interesting opportunities there."

→ "Speaking of business" kalıbı, small talk'tan iş konusuna sorunsuz geçiş için ideal bir köprüdür.

Bu Konuları Derinlemesine Öğrenmek İster misiniz?

Business English programımızın Modül 6'sında (Networking & Sosyal) building relationships, cross-cultural understanding, welcoming visitors ve small talk konularını pratik senaryolarla işliyoruz. 12 haftalık programımıza kayıt olun!

📚 50+ Önemli İş İngilizcesi Kelimesi

İş dünyasında bilmeniz gereken temel İngilizce kelimeler — kategorilere göre düzenlenmiş, Türkçe açıklamalı ve örnek cümleli.

1. Management and Leadership — Yönetim ve Liderlik

İngilizceTürkçeTürkçe AçıklamaÖrnek Cümle (EN)Örnek Cümle (TR)
StrategyStratejiUzun vadeli hedefe ulaşmak için tasarlanan eylem planı."Our strategy is to expand into European markets by 2027.""Stratejimiz 2027'ye kadar Avrupa pazarlarına genişlemektir."
ImplementUygulamak/Hayata geçirmekBir stratejiyi veya fikri eyleme dönüştürmek."We need to implement the new software system by next quarter.""Yeni yazılım sistemini önümüzdeki çeyreğe kadar uygulamamız gerekiyor."
DelegateYetki devretmekGörev veya sorumlulukları başkalarına atamak."A good manager knows how to delegate tasks effectively.""İyi bir yönetici görevleri etkili şekilde devretmeyi bilir."
Collaborateİşbirliği yapmakBir faaliyet veya projede ortaklaşa çalışmak."Our team collaborates with the Berlin office on R&D projects.""Ekibimiz Berlin ofisiyle Ar-Ge projelerinde işbirliği yapıyor."
InnovateYenilik yapmak/İnovasyonYeni yöntemler, fikirler veya ürünler tanıtmak."Companies must innovate to stay competitive in the market.""Şirketler pazarda rekabetçi kalmak için yenilik yapmalıdır."

2. Finance and Accounting — Finans ve Muhasebe

İngilizceTürkçeTürkçe AçıklamaÖrnek Cümle (EN)Örnek Cümle (TR)
BudgetBütçeBelirli bir dönem için beklenen gelir ve giderleri özetleyen finansal plan."We need to stay within budget for this project.""Bu proje için bütçe içinde kalmamız gerekiyor."
RevenueGelir/Ciroİş faaliyetlerinden elde edilen gelir."Our revenue increased by 20% last year.""Geçen yıl gelirimiz %20 arttı."
ProfitKârGelir ile giderler arasındaki fark; finansal kazanç."The company made a record profit in Q4.""Şirket 4. çeyrekte rekor kâr elde etti."
InvoiceFaturaGönderilen mal veya hizmetlerin listesi ve ödenecek tutarı gösteren belge."Please send the invoice within 30 days of delivery.""Lütfen faturayı teslimattan sonraki 30 gün içinde gönderin."
AuditDenetimŞirketin finansal kayıtlarının kapsamlı incelenmesi ve doğrulanması."The annual audit will be conducted by an external firm.""Yıllık denetim dışarıdan bir firma tarafından yapılacak."

3. Marketing and Sales — Pazarlama ve Satış

İngilizceTürkçeTürkçe AçıklamaÖrnek Cümle (EN)Örnek Cümle (TR)
BrandMarkaBelirli bir şirket tarafından belirli bir isim altında üretilen ürün türü."Apple is one of the most valuable brands in the world.""Apple dünyanın en değerli markalarından biridir."
Target marketHedef pazarBir ürün veya hizmetin yönlendirildiği belirli tüketici grubu."Our target market is young professionals aged 25-35.""Hedef pazarımız 25-35 yaş arası genç profesyonellerdir."
CampaignKampanyaBir ürün veya hizmeti tanıtmak için düzenlenmiş organized eylem."We're launching a new advertising campaign next month.""Önümüzdeki ay yeni bir reklam kampanyası başlatıyoruz."
LeadPotansiyel müşteriPotansiyel müşteri veya istemci."The trade fair generated over 200 new leads.""Fuar 200'den fazla yeni potansiyel müşteri yarattı."
ConversionDönüşümPotansiyel müşteriyi ödeyen müşteriye dönüştürme süreci."Our website conversion rate is 3.5%.""Web sitemizin dönüşüm oranı %3.5."

4. Human Resources — İnsan Kaynakları

İngilizceTürkçeTürkçe AçıklamaÖrnek Cümle (EN)Örnek Cümle (TR)
Recruitİşe almakBir kuruluşa katılmak için yeni kişiler bulmak."We're recruiting three new software engineers.""Üç yeni yazılım mühendisi işe alıyoruz."
OnboardingOryantasyon/İşe giriş süreciYeni çalışanı kuruluşa kazandırma süreci."Our onboarding program lasts two weeks.""Oryantasyon programımız iki hafta sürüyor."
Performance reviewPerformans değerlendirmesiÇalışanın işinin resmi olarak değerlendirilmesi."Your annual performance review is scheduled for next Monday.""Yıllık performans değerlendirmeniz önümüzdeki Pazartesi için planlandı."
CompensationÜcret/KompanzasyonYapılan iş için ödeme veya ödül."The compensation package includes health insurance and a bonus.""Ücret paketi sağlık sigortası ve ikramiye içeriyor."
DiversityÇeşitlilikFarklı sosyal ve etnik kökenlerden kişileri dahil etme uygulaması."Our company values diversity and inclusion in the workplace.""Şirketimiz iş yerinde çeşitlilik ve kapsayıcılığa değer verir."

5. Operations and Logistics — Operasyon ve Lojistik

İngilizceTürkçeTürkçe AçıklamaÖrnek Cümle (EN)Örnek Cümle (TR)
Supply chainTedarik zinciriBir şirket ve tedarikçileri arasındaki üretim ve dağıtım ağı."COVID-19 disrupted global supply chains significantly.""COVID-19 küresel tedarik zincirlerini önemli ölçüde bozdu."
InventoryEnvanter/StokStoktaki kalemlerin tam listesi."We need to reduce our inventory to lower storage costs.""Depolama maliyetlerini düşürmek için envanterimizi azaltmamız gerekiyor."
OutsourceDış kaynak kullanmakMal veya hizmet dış bir tedarikçiden temin etmek."We outsourced our IT support to a specialized company.""BT destek hizmetimizi uzman bir şirkete dış kaynak verdik."
StreamlineVerimlileştirmekBir sistemi veya kuruluşu daha verimli ve etkili hale getirmek."The new software helped streamline our production process.""Yeni yazılım üretim sürecimizi verimlileştirmeye yardımcı oldu."
Quality controlKalite kontrolÜretilen ürünlerde standartları koruma sistemi."Quality control is essential in the automotive industry.""Kalite kontrol otomotiv sanayisinde esastır."

6. Technology and Innovation — Teknoloji ve İnovasyon

İngilizceTürkçeTürkçe AçıklamaÖrnek Cümle (EN)Örnek Cümle (TR)
Digital transformationDijital dönüşümHizmetleri veya işletmeleri dönüştürmek için dijital teknoloji benimsenmesi."Digital transformation is no longer optional — it's a necessity.""Dijital dönüşüm artık seçim değil — bir zorunluluktur."
Artificial Intelligence (AI)Yapay zekaMakinelerde insan zekasının simülasyonu."AI is revolutionizing the way we analyze customer data.""Yapay zeka müşteri verilerini analiz etme şeklimizde devrim yaratıyor."
Cloud computingBulut bilişimİnternet tabanlı sunucular kullanarak verileri uzaktan depolama ve yönetme."We migrated all our data to cloud computing last year.""Geçen yıl tüm verilerimizi bulut bilişime taşıdık."
CybersecuritySiber güvenlikSistemleri, ağları ve programları dijital saldırılardan koruma uygulaması."Cybersecurity investments have tripled in the last five years.""Siber güvenlik yatırımları son beş yılda üçe katlandı."
Big dataBüyük veriDesen ve eğilimleri ortaya çıkarmak için analiz edilebilen çok büyük veri kümeleri."Big data helps us predict customer behavior more accurately.""Büyük veri müşteri davranışını daha doğru tahmin etmemize yardımcı olur."

7. Project Management — Proje Yönetimi

İngilizceTürkçeTürkçe AçıklamaÖrnek Cümle (EN)Örnek Cümle (TR)
MilestoneKilometre taşıProje zaman çizelgesinde önemli ilerlemeyi işaretleyen önemli başarı veya kontrol noktası."Reaching the testing phase is a major milestone for our team.""Test aşamasına ulaşmak ekibimiz için büyük bir kilometre taşıdır."
DeliverableTeslimat/ÇıktıProje tamamlandığında sağlanması gereken mal veya hizmet."The final deliverable is due on December 15th.""Nihai teslimat 15 Aralık'ta teslim edilecek."
ScopeKapsamBir şeyin ilgilendiği veya ilgili olduğu alanın veya konunun boyutu."We need to define the project scope before starting work.""İşe başlamadan önce proje kapsamını tanımlamamız gerekiyor."
AgileÇevik (Agile)Görevleri kısa iş fazalarına bölme ve planları duruma göre uyarlama yöntemi."Our team uses the Agile methodology for software development.""Ekibimiz yazılım geliştirme için Agile metodolojisini kullanır."
StakeholderPaydaş/İlgili tarafBir işletme veya projede çıkarı veya ilgisi olan kişi."All stakeholders must be informed of the project changes.""Tüm paydaşlar proje değişikliklerinden haberdar edilmelidir."

8. Communication and Presentation — İletişim ve Sunum

İngilizceTürkçeTürkçe AçıklamaÖrnek Cümle (EN)Örnek Cümle (TR)
BriefingBrifing/BilgilendirmeBilgi veya talimat vermek için yapılan toplantı."The morning briefing starts at 9 AM sharp.""Sabah brifingi tam 09:00'da başlıyor."
PitchSunum/Tanıtım (Satış)Bir ürün veya hizmet satmak veya fon çekmek için yapılan sunum."Her pitch deck 10 slayttan oluşmalıdır.""Her pitch sunumu 10 slayttan oluşmalıdır."
NetworkingAğ kuruma/İletişim ağıBilgi alışverişi yapmak ve profesyonel ilişkiler geliştirmek için başkalarıyla etkileşim."Networking events are crucial for business development.""Ağ kurma etkinlikleri iş geliştirme için kritiktir."
FeedbackGeri bildirimİyileştirme ve karar almaya rehberlik etmek için kullanılan görüşler."Could you give me some feedback on my presentation?""Sunumum hakkında bana geri bildirim verebilir misiniz?"
NegotiationMüzakereTaraflar arasında karşılıklı faydalı çözümler bulmayı amaçlayan iletişim süreci."The negotiation lasted three hours but we reached an agreement.""Müzakere üç saat sürdü ama anlaşmaya vardık."

9. Business Ethics and Sustainability — İş Etiği ve Sürdürülebilirlik

İngilizceTürkçeTürkçe AçıklamaÖrnek Cümle (EN)Örnek Cümle (TR)
Corporate Social Responsibility (CSR)Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS)Şirketin operasyonlarının sosyal, çevresel ve ekonomik etkilerini sorumlu şekilde yönetme taahhüdü."Our CSR program focuses on education and environmental protection.""KSS programımız eğitim ve çevre korumaya odaklanıyor."
SustainabilitySürdürülebilirlikBir süreci zaman içinde sürdürme veya destekleme yeteneği."Sustainability is now a core business strategy, not just PR.""Sürdürülebilirlik artık sadece halkla ilişkiler değil, temel iş stratejisidir."
TransparencyŞeffaflıkİş operasyonlarını açıkça yürütme, paydaşların şirket eylemlerini görmesine izin verme."Transparency builds trust with our customers and investors.""Şeffaflık müşterilerimiz ve yatırımcılarımızla güven inşa eder."
ComplianceUyum/Mevzuata uygunlukBir istek veya emre uyma eylemi; yasal düzenlemelere uygunluk."Our compliance team ensures we follow all regulations.""Uyum ekibimiz tüm yönetmeliklere uyduğumuzdan emin olur."
EthicalEtik/AhlakiToplumun ve bireylerin iyi değerler olarak düşündüğü şeylerle tutarlı şekilde davranma."We source our materials from ethical suppliers only.""Malzemelerimizi yalnızca etik tedarikçilerden temin ediyoruz."

10. General Business Terms — Genel İş Terimleri

İngilizceTürkçeTürkçe AçıklamaÖrnek Cümle (EN)Örnek Cümle (TR)
ROI (Return on Investment)Yatırım GetirisiBir yatırımın verimliliğini değerlendirmek için kullanılan performans ölçüsü."The ROI on our marketing campaign was 150%.""Pazarlama kampanyamızın yatırım getirisi %150 idi."
B2B (Business-to-Business)İşletmeden-işletmeyeİşletmeler arasındaki ticari işlemler."Our company operates in the B2B sector, selling to other businesses.""Şirketimiz B2B sektöründe faaliyet gösterir, diğer işletmelere satış yapar."
KPI (Key Performance Indicator)Temel Performans GöstergesiBir şirketin temel iş hedeflerine ne kadar etkili ulaştuğunu gösteren ölçülebilir değer."Customer satisfaction is our most important KPI.""Müşteri memnuniyeti en önemli KPI'mızdır."
ScalableÖlçeklenebilirBoyut veya ölçek olarak değiştirilebilen; büyütülebilir olan."Our business model is highly scalable across different markets.""İş modelimiz farklı pazarlarda son derece ölçeklenebilirdir."
DisruptiveYıkıcı/BozucuÖzellikle yerleşik bir iş modelinde bozulmaya neden olan veya buna meyilli olan."Uber is a classic example of a disruptive business model.""Uber yıkıcı bir iş modelinin klasik örneğidir."

📘 Ek İş İngilizcesi Kelimeleri (EnglishClub)

Aşağıdaki kelimeler EnglishClub.com "Essential Business Words" kaynağından derlenmiştir.

11. Advertising — Reklamcılık

Advertisement (reklam): Bir ürün veya hizmet için magazine, TV vb.'de yayınlanan tanıtım. EN: "We placed an advertisement in the trade magazine." — TR: "Ticari dergiye bir reklam verdik."

Advertising agency (reklam ajansı): Müşteriler için reklam üretme ve yerleştirme uzmanlaşmış şirket. EN: "Our advertising agency created a brilliant campaign." — TR: "Reklam ajansımız harika bir kampanya oluşturdu."

AIDA: Attention (Dikkat), Interest (İlgi), Desire (Arzu), Action (Eylem) — reklamların hedefi. EN: "The AIDA model guides effective advertising design." — TR: "AIDA modeli etkili reklam tasarımına rehberlik eder."

Billboard (pano): Açık hava reklam posterleri için tabela. EN: "They put up a huge billboard on the highway." — TR: "Otoyola dev bir pano astılar."

Prime time (asıl yayın saati): Radyo ve TV'de en büyük izleyici kitlesine sahip saatler. EN: "Prime time ads cost significantly more." — TR: "Asıl yayın saati reklamları belirgin şekilde daha pahalıdır."

U.S.P. (Unique Selling Proposition): Bir ürünü diğerlerinden farklı kılan benzersiz satış önermesi. EN: "Our USP is 24/7 customer support." — TR: "Benzersiz satış önermemiz 7/24 müşteri desteğidir."

12. Banking — Bankacılık

Balance (bakiye): Bir hesaptaki alacak ve borçlar arasındaki fark. EN: "I need to check my account balance." — TR: "Hesap bakiyemi kontrol etmem gerekiyor."

Credit card (kredi kartı): Bir bankadan, kredi ile mal satın almak için yetki veren plastik kart. EN: "Do you accept credit cards?" — TR: "Kredi kartı kabul ediyor musunuz?"

Loan (kredi/borç): Banka tarafından ödünç verilip faizle geri ödenmesi gereken para. EN: "We applied for a business loan to buy new equipment." — TR: "Yeni ekipman almak için ticari kredi başvurusu yaptık."

Overdraft (kredi hesabı/aşım): Banka hesabında, yatırılandan daha fazla para çekilmesi nedeniyle oluşan açık. EN: "The company has an overdraft facility of €50,000." — TR: "Şirketin 50.000 € aşım limiti var."

Interest rate (faiz oranı): Ödünç verilen paranın kullanımı için ödenen para. EN: "The interest rate on savings accounts is currently 2%." — TR: "Tasarruf hesaplarında faiz oranı şu anda %2."

13. Import/Export — İthalat/İhracat

Bill of lading (konşimento): Mal listesi ve sevkiyat talimatları; yol gümrüğü. EN: "The bill of lading must be presented to claim the cargo." — TR: "Kargoyu teslim almak için konşimento sunulmalıdır."

C.I.F. (Cost, Insurance & Freight): Sigorta ve belirtilen limana navlun dahil. EN: "We quoted the price CIF Istanbul." — TR: "Fiyatı CIF İstanbul olarak belirttik."

F.O.B. (Free on Board): Gemide yükleme dahil. EN: "The goods are sold FOB Shanghai." — TR: "Mallar FOB Şanghay olarak satılır."

Letter of credit (akreditif): Bir bankadan, başka bir bankadan para çekme yetkisi veren mektup. EN: "We require an irrevocable letter of credit for payment." — TR: "Ödeme için geri alınamaz akreditif istiyoruz."

Pro forma invoice (proforma fatura): Mal tedarikinden önce gönderilen ön fatura veya ödeme talebi. EN: "Please find attached the pro forma invoice for your order." — TR: "Siparişiniz için proforma fatura ekte bulunmaktadır."

Customs (gümrük): 1. İthal mallara uygulanan devlet vergisi 2. Bu vergiyi toplayan kişiler. EN: "The goods are held at customs for inspection." — TR: "Mallar kontrol için gümrükte bekletiliyor."

Certificate of origin (menşe şahadetnamesi): Malların nereden geldiğini gösteren belge. EN: "A certificate of origin is required for preferential tariff treatment." — TR: "Tercihli gümrük tarifesi için menşe şahadetnamesi gereklidir."

14. Employment — İstihdam

Bonus (ikramiye): Çalışana teşvik veya ödül olarak verilen ek ödeme. EN: "Employees receive a year-end bonus based on performance." — TR: "Çalışanlar performansa göre yıl sonu ikramiyesi alır."

Curriculum vitae / CV (özgeçmiş): Bir kişinin eğitim ve kariyerinin kısa hesabı. EN: "Please send your CV and cover letter by email." — TR: "Lütfen özgeçmişinizi ve ön yazınızı e-posta ile gönderin."

Dismiss (işten çıkarmak): İstihdamdan çıkarmak veya tabi tutmak. EN: "He was dismissed for repeated violations of company policy." — TR: "Şirket politikasını tekrarlayan ihlaller nedeniyle işten çıkarıldı."

Perk (yan hak/ekstra): Maaşa ek olarak verilen şey (örn. ücretsiz yemek, araç). EN: "The job comes with great perks like a company car and gym membership." — TR: "İş, şirket aracı ve spor salonu üyeliği gibi harika yan haklarla geliyor."

Promotion (terfi): Rütbe veya pozisyonda yükselme. EN: "She got a promotion to Senior Manager after just two years." — TR: "Sadece iki yıl sonra Kıdemli Müdür'e terfi etti."

Resign (istifa etmek): Bir işi bırakmak. EN: "The CEO resigned after the scandal." — TR: "CEO skandal sonrası istifa etti."

15. Marketing — Pazarlama (Ek Kelimeler)

Consumer (tüketici): Bir ürün veya hizmeti satın alan ve kullanan kişi. EN: "Consumer preferences are shifting toward eco-friendly products." — TR: "Tüketici tercihleri çevre dostu ürünlere kayıyor."

Launch (piyasaya sürmek): Yeni bir ürünü tanıtmak, publicity ile. EN: "We plan to launch the new product line in March." — TR: "Yeni ürün serisini Mart'ta piyasaya sürmeyi planlıyoruz."

Market research (pazar araştırması): Tüketicilerin ihtiyaç ve tercihlerinin incelenmesi. EN: "Market research shows strong demand for organic food." — TR: "Pazar araştırması organik gıdaya güçlü talep gösteriyor."

Packaging (paketleme): Bir ürün için sarma veya kap. EN: "The new packaging design boosted sales by 30%." — TR: "Yeni paketleme tasarımı satışları %30 artırdı."

S.W.O.T.: Strengths (Güçlü yönler), Weaknesses (Zayıf yönler), Opportunities (Fırsatlar), Threats (Tehditler). EN: "We conducted a SWOT analysis before entering the market." — TR: "Pazara girmeden önce SWOT analizi yaptık."

Trademark (ticari marka): Bir ürünü veya firmayı temsil eden özel sembol, tasarım, kelime. EN: "The Nike swoosh is one of the most recognized trademarks globally." — TR: "Nike swoosh dünyada en tanınan ticari markalardan biridir."

16. Meetings — Toplantılar

Agenda (gündem): Bir toplantı için yazılı program veya program. EN: "Please review the agenda before the meeting." — TR: "Lütfen toplantıdan önce gündemi inceleyin."

Consensus (mutabakat/fikir birliği): Genel anlaşma. EN: "We reached a consensus on the new policy." — TR: "Yeni politika hakkında fikir birliğine vardık."

Minutes (tutanak): Bir toplantıda söylenen her şeyin yazılı kaydı. EN: "The minutes of the last meeting were approved." — TR: "Son toplantının tutanakları onaylandı."

A.O.B. (Any Other Business): Genellikle gündemin son maddesi. EN: "Is there any AOB before we close the meeting?" — TR: "Toplantıyı kapatmadan önce görüşülecek başka konu var mı?"

Unanimous (oybirliğiyle): Tamamen anlaşmış; fikir birliği halinde. EN: "The decision was unanimous — all board members agreed." — TR: "Karar oybirliğiyle alındı — tüm yönetim kurulu üyeleri katıldı."

17. Presentations — Sunumlar

Body language (beden dili): Yüz ifadeleri, vücut hareketleriyle sözsüz iletişim. EN: "Your body language speaks louder than your words." — TR: "Beden diliniz kelimelerinizden daha yüksek konuşur."

Visual aids (görsel araçlar): Bir sunumda bakılabilen şeyler (filmler, haritalar, grafikler). EN: "Visual aids make presentations more engaging." — TR: "Görsel araçlar sunumları daha ilgi çekici yapar."

Signal (işaret vermek): Sunumda nerede olduğunu anlamalarına yardım etmek. EN: "Let me signal that we're moving to the next topic." — TR: "Bir sonraki konuya geçtiğimizi belirtmeme izin verin."

"Turning now to..." (Şimdi geçelim...): Bir konudan diğerine geçiş işareti. EN: "Turning now to our financial results for Q3..." — TR: "Şimdi 3. çeyrek finansal sonuçlarımıza geçelim..."

"In conclusion..." (Sonuç olarak...): Sunumun özetleme veya son bölümünü işaretleyen ifade. EN: "In conclusion, our strategy is working and we expect continued growth." — TR: "Sonuç olarak, stratejimiz işe yarıyor ve sürdürülmüş büyüme bekliyoruz."

18. Selling — Satış

Cold call (soğuk arama): Önceden temas olmadan bir potansiyel müşteriyi aramak. EN: "I made 20 cold calls today and got 3 appointments." — TR: "Bugün 20 soğuk arama yaptım ve 3 randevu aldım."

Discount (indirim): Fiyatta düşüş; kesinti. EN: "We offer a 10% discount for bulk orders." — TR: "Toplu siparişlerde %10 indirim sunuyoruz."

Guarantee (garanti): Bir ürünün arızalanması durumunda tamir veya değiştirileceği sözü. EN: "All our products come with a two-year guarantee." — TR: "Tüm ürünlerimiz iki yıl garantilidir."

Prospect (potansiyel müşteri): Mümkün veya olası müşteri. EN: "She's a hot prospect — she's shown strong interest." — TR: "O sıcak bir potansiyel — güçlü ilgi gösterdi."

After-sales service (satış sonrası hizmet): Bir ürün satıldıktan sonra devam eden hizmet. EN: "Our after-sales service is available 24/7." — TR: "Satış sonrası hizmetimiz 7/24 ulaşılabilirdir."

Wholesale (toptan satış): Toplu olarak (mağazaya tekrar satış için) satmak. EN: "We buy wholesale and sell retail." — TR: "Toptan alır, perakende satarız."

19. Contracts — Sözleşmeler

Agreement (anlaşma/sözleşme): İki veya daha fazla kişi, ülke arasındaki düzenleme. EN: "Both parties signed the agreement yesterday." — TR: "Her iki taraf dün anlaşmayı imzaladı."

Clause (madde): Sözleşmede belirli bir ifade veya şart. EN: "Please review clause 5 carefully before signing." — TR: "İmzalamadan önce lütfen 5. maddeyi dikkatle inceleyin."

Force majeure (mücbir sebep): Öngörülemez olay; bir tarafı sözleşme yükümlülüğünden muaf tutan üstün güç. EN: "The earthquake was declared a force majeure event." — TR: "Deprem mücbir sebep olayı olarak ilan edildi."

Null and void (hükümsüz/geçersiz): Geçersiz; yasal gücü olmayan. EN: "The contract became null and void after the breach." — TR: "İhlalden sonra sözleşme hükümsüz hale geldi."

Terms (şartlar/koşullar): Koşullar veya stipülasyonlar. EN: "The terms of payment are net 30 days." — TR: "Ödeme şartları 30 gün net'tir."

20. British/American Financial Terms — İngiliz/Amerikan Finansal Terimler

British (İngiliz)American (Amerikan)Türkçe
chequecheckçek
companycorporationşirket
current accountchecking accountvadesiz hesap
sharestockhisse
shareholderstockholderhissedar
stockinventorystok/envanter
labourlaboremek/işgücü
trade unionlabor unionsendika
profit and loss accountincome statementgelir tablosu
unit trustsmutual fundsyatırım fonları

Bu Kelimeleri Pratik Yaparak Öğrenin!

Business English programımızda 50+ önemli iş kelimesini gerçek senaryolarla pratik ediyoruz. Kayıt olun, ücretsiz deneme dersinize başlayın!

📞 İş İngilizcesi Diyaloglar — Telephoning (Telefon Görüşmeleri)

İş dünyasında telefon görüşmeleri günlük hayatın bir parçası. Bu bölümde telefonla konuşurken kullanılan temel ifadeler, karşılıklı diyaloglar ve dilbilgisi notlarını Türkçe açıklamalarıyla bulacaksınız.

Temel Telefon İngilizcesi İfadeleri

İngilizce İfadeTürkçe Karşılığı
Can I speak to Peter Safin, please?Peter Safin ile görüşebilir miyim, lütfen?
Speaking.Benim, konuşuyorum. (Telefonu açan kişinin cevabı)
Are you busy?Meşgul müsün?
Can I call you back?Seni sonra arayabilir miyim?
Please hold on.Lütfen hatta kalın / bekleyin.
Sorry to keep you waiting.Beklettiğim için özür dilerim.
I'll transfer you.Sizi yönlendireceğim / aktaracağım.
What's the area code for Dublin?Dublin'in alan kodu nedir?
Dial 9 to get an outside line.Dış hat için 9'u çevirin.
Press the star key twice.Yıldız tuşuna iki kez basın.
This is a very bad line.Hat çok kötü.
You're breaking up.Sesin kesiliyor (sinyal zayıf).
The reception is very bad.Sinyal çok kötü.
Would you like to leave a message?Mesaj bırakmak ister misiniz?
Leave a message on my voicemail.Sesli mesajıma mesaj bırakın.
I'm in a meeting. I'll call you back.Toplantıdayım. Seni sonra arayacağım.
I think we've covered everything.Sanırım her şeyi ele aldık.
Speak to you soon.Yakında görüşürüz.
Bye for now.Şimdilik hoşça kal.

Diyalog 1: Görüşmeye Başlama (Beginning a Call)

A: "I'd like to speak to Max Reed, please."
→ Max Reed ile görüşmek istiyorum, lütfen.

B: "Just one moment. I'll connect you... You're through now."
→ Bir dakika. Bağlıyorum... Hattınız artık açık.

C (Max Reed): "Max Reed speaking."
→ Max Reed konuşuyor.

A: "Hi, Max. Simon here."
→ Merhaba Max. Ben Simon.

C: "Hi, Simon. How are you?"
→ Merhaba Simon. Nasılsın?

A: "Fine. And you?"
→ İyiyim. Ya sen?

💡 Dilbilgisi Notu: "I'd like to speak to..." kalıbı, telefonla bir kişiyi istemenin en kibar ve profesyonel yoludur. Diğer alternatifler:
• "Is Max Reed there?" → Max Reed orada mı? (daha az resmi)
• "Can I talk to Max Reed?" → Max Reed ile konuşabilir miyim?
• "Is Max Reed available?" → Max Reed ulaşılabilir mi? (resmi)

"Hi, Max. Simon here." ifadesi gayri resmi bir selamlamadır. Daha resmi alternatifler:
• "Hello, Mr Reed. This is Simon Speedwell speaking."
• "Mr Reed. Hello, it's Simon Speedwell here."

Diyalog 2: Bilgi Kontrolü (Checking Information)

A: "Hello."
→ Merhaba.

B: "Hello, John. Sven here. Did you get my email?"
→ Merhaba John. Ben Sven. E-postamı aldın mı?

A: "Yes, it's right here in front of me."
→ Evet, tam önümde duruyor.

B: "Fine. I thought it would be quicker to phone than send you another message. I wanted to run through some of the arrangements for Tuesday."
→ Güzel. Sana bir mesaj daha göndermekten ziyade telefon etmenin daha hızlı olacağını düşündüm. Salı günü için bazı düzenlemeleri gözden geçirmek istedim.

💡 Dilbilgisi Notu: Konuya kibar bir şekilde giriş yapmak için geçmiş zaman (past tense) kullanılır:
• "I wanted to run through the arrangements." → Düzenlemeleri gözden geçirmek istedim.
• "I wanted to ask you a question." → Sana bir soru sormak istedim.
• "I wanted to know about your travel plans." → Seyahat planlarını öğrenmek istedim.

Aynı şekilde "I'd like to..." kalıbı da kullanılabilir:
• "I'd like to ask you a question." → Sana bir soru sormak istiyorum.

Diyalog 3: Arayanı Bekletme (Asking the Caller to Hold)

A: "Sorry to keep you waiting so long. Could you hold on a little longer? The network is very slow today."
→ Bu kadar uzun beklettiğim için özür dilerim. Biraz daha bekleyebilir misiniz? Ağ bugün çok yavaş.

B: "How long do you think it is going to take to find the information?"
→ Bilgiyi bulmanın ne kadar süreceğini düşünüyorsunuz?

A: "It won't be long now. Right. Here we are. The figures you need are..."
→ Çok uzun sürmeyecek. Tamam. İşte. İhtiyacınız olan rakamlar...

💡 Dilbilgisi Notu: Bir kişi hatta beklerken kullanılan diğer ifadeler:
• "Could you hold on?" → Bekleyebilir misiniz?
• "Do you mind holding?" → Beklemeniz sakıncalı mı?
• "Sorry to keep you waiting." → Beklettiğim için özür dilerim.

Diyalog 4: Mesaj Bırakma (Leaving a Message)

A: "I'm trying to get hold of someone in your sales department. Are you having problems with your phone system? I was cut off earlier and now there is no reply."
→ Satış departmanınızda biriyle görüşmeye çalışıyorum. Telefon sisteminizde sorun mu var? Daha önce bağlantım kesildi ve şimdi cevap veren yok.

B: "Just a moment, please. I'll try the number for you. Yes, I'm afraid there's no reply from the department. They must be at lunch. Would you like to leave a message and I'll get someone to call you when they get back?"
→ Bir dakika lütfen. Numarayı sizin için deneyeceğim. Evet, maalesef departmandan cevap yok. Öğle yemeğinde olmalılar. Mesaj bırakmak ister misiniz, döndüklerinde sizi aramalarını sağlayayım?

A: "Thanks. My name's Baz Mechot and the number is 453980."
→ Teşekkürler. Adım Baz Mechot ve numaram 453980.

💡 Dilbilgisi Notu: "Would you like to..." kalıbı kibar bir teklif sunmak için kullanılır:
• "Would you like to leave a message?" → Mesaj bırakmak ister misiniz?
• "Would you like me to check?" → Kontrol etmemi ister misiniz?
• "Would you like to call back later?" → Daha sonra aramak ister misiniz?
• "Would you like to hold on?" → Beklemek ister misiniz?

"...when they get back" — Basit şimdiki zaman (simple present) kullanımı:
• "I'll call you if I can." → Yapabilirsen ararım.
• "I'll phone you when they arrive." → Geldiklerinde ararım.
• "I'll let you know if I hear anything." → Bir şey duyarım sana haber veririm.

Diyalog 5: Doğru Anladığından Emin Olma (Making Sure You Understand)

A: "Can I speak to Teresa Riller? I understand that she is looking after Sales while Marco Stam is on parental leave."
→ Teresa Riller ile görüşebilir miyim? Marco Stam ebeveyn iznindeyken Satış'a baktığını anlıyorum.

B: "That's right, but I'm afraid she's not here at the moment. Can I take a message?"
→ Doğru, ama maalesef şu anda burada değil. Mesaj alabilir miyim?

A: "Thanks. Could you say that Pieter Baumgartner called and ask her to call me back?"
→ Teşekkürler. Pieter Baumgartner'ın aradığını ve beni geri aramasını söyleyebilir misiniz?

B: "Can you spell your name, please?"
→ Adınızı heceleyebilir misiniz, lütfen?

A: "Baumgartner is B-a-u-m-g-a-r-t-n-e-r. I'm at the Rainbow Hotel in room 13."
→ Baumgartner, B-a-u-m-g-a-r-t-n-e-r. Rainbow Hotel'de 13 numaralı odadayım.

B: "Is that 13, one three, or 30, three zero?"
→ Bu 13, bir üç, yoksa 30, üç sıfır mı?

A: "Thirteen, one three."
→ On üç, bir üç.

B: "Thanks. I'll pass on the message."
→ Teşekkürler. Mesajı ileteceğim.

💡 Dilbilgisi Notu: Halihazırda bilgiye sahip olduğunuzu gösteren ifadeler:
• "I understand that you're coming to Warsaw next week." → Önümüzdeki hafta Varşova'ya geleceğinizi anlıyorum.
• "I hear that Pedro is moving to Singapore." → Pedro'nun Singapur'a taşındığını duyuyorum.
• "I see (that) they're going to open a new office in Paris." → Paris'te yeni bir ofis açacaklarını görüyorum.

İzinsizlik (Absence) nedenleri:
• "He's on paternity leave." → Babalık izninde.
• "She's on maternity leave." → Doğum izninde.
• "She's taking compassionate leave." → Yas izni alıyor.
• "He's ill." → Hastaymış.
• "She's on holiday." → Tatilde.
• "He's left for the day." → Bugünlük gitmiş.

"I'm afraid" / "I'm sorry" — Hoş olmayan bir bilgi iletirken kullanılır:
• "I'm afraid I can't help you." → Maalesef size yardımcı olamam.
• "I'm sorry I'm going to be late." → Geç kalacağım için özür dilerim.

Diyalog 6: Görüşmeyi Bitirme (Ending a Call)

A: "... OK. Have we covered everything?"
→ ... Tamam. Her şeyi ele aldık mı?

B: "I think so. You just need to let me know when you can send the report."
→ Sanırım öyle. Rapora ne zaman gönderebileceğini bana bildirmen yeterli.

A: "That's right. I'll send you a message when I get back to the office. Anyway, thanks for calling."
→ Doğru. Ofise döndüğümde sana bir mesaj göndereceğim. Her neyse, aradığın için teşekkürler.

B: "No problem. I'll wait to hear from you."
→ Sorun değil. Senden haber bekleyeceğim.

💡 Dilbilgisi Notu: Görüşmenin sona erdiğini ifade etme kalıpları:
• "So is that everything?" → Her şey bu kadar mı?
• "Is that all?" → Hepsi bu mu?
• "Anyway, thanks for calling." → Her neyse, aradığın için teşekkürler.
• "Right, I'll check the details and call you back." → Tamam, detayları kontrol edip seni geri arayacağım.
• "I think that's everything." → Sanırım her şey bu kadar.
• "Is there anything else?" → Başka bir şey var mı?

İngiliz/Amerikan Farklılıkları (British/American Differences)

British (İngiliz)American (Amerikan)Türkçe
parental leavefamily leaveebeveyn izni
compassionate leavebereavement leaveyas izni
She's on holiday.She's on vacation.O tatilde.

Telefon Görüşmelerinizi Profesyonelleştirin!

Business English programımızda telefon görüşmeleri, mesaj bırakma, transfer yapma ve daha fazlasını gerçek senaryolarla pratik ediyoruz. Kayıt olun!

📞 İş İngilizcesi Diyaloglar — Bölüm 2: Sesli Mesaj, Kötü Hat & Otomatik Sistemler

Telefon görüşmelerinde sesli mesaj bırakma, kötü sinyal durumunda iletişim, görüşmeyi bitirme ve otomatik telefon sistemleri ile başa çıkma — hepsi Türkçe çevirileri ve dilbilgisi notlarıyla.

Diyalog 2.1: Sesli Mesaj (A Voicemail Message)

"This is Ann Forsell's voicemail. I'm sorry I can't take your call at the moment, but please leave a message and I'll get back to you. Alternatively you can leave a message with my assistant. His number is 0046, (that's the country code for Sweden), 01, (that's the area code), 2132. Many thanks."

→ "Ben Ann Forsell'in sesli mesajıyım. Şu anda aramanızı cevaplayamıyorum, ancak lütfen mesaj bırakın, size geri döneceğim. Alternatif olarak asistanımla mesaj bırakabilirsiniz. Numarası 0046 (İsveç ülke kodu), 01 (alan kodu), 2132. Çok teşekkürler."

💡 Dilbilgisi Notu: Sesli mesaj için resmi açılış kalıpları:
• "You're through to Ann Forsell's voicemail." → Ann Forsell'in sesli mesajına bağlandınız.
• "You've reached Ann's voicemail." → Ann'ın sesli mesajına ulaştınız.

Gayri resmi açılış:
• "Hi. Ann here. Sorry I can't take your call at the moment but leave a message and I'll get back to you." → Merhaba. Ben Ann. Şu anda aramanızı cevaplayamıyorum ama mesaj bırakın, size geri döneceğim.

Diyalog 2.2: Mesaj Bırakma (Leaving a Message)

"Hi, Fiona. I've been trying to get hold of you all morning so I hope you get this. Please call Sara Remondi as soon as you can. It's about the meeting next month. Unfortunately I can't make it so we need to talk urgently. It's two o'clock my time by the way and I'll be going home in three hours. Bye for now."

→ "Merhaba Fiona. Bütün sabah sana ulaşmaya çalıştım, umarım bunu alırsın. Lütfen en kısa sürede Sara Remondi'yi ara. Önümüzdeki ayki toplantı hakkında. Maalesef katılamayacağım, bu yüzden acilen konuşmamız lazım. Bu arada benim saatimle saat iki ve üç saat içinde eve gideceğim. Şimdilik hoşça kal."

💡 Dilbilgisi Notu: Görüşmeye konu ile başlama kalıpları:
• "I'm calling/ringing about (your flight)." → (Uçuşun hakkında) arıyorum.
• "John, about (your flight to Paris)." → John, (Paris uçuşun hakkında).

"I can't make it" — "Make" kelimesi gayri resmi kullanımda "attend" (katılmak) yerine geçer:
• "Unfortunately, I can't make the next meeting." → Maalesef bir sonraki toplantıya katılamayacağım.
• "I can't make Friday but Thursday would be fine." → Cuma olmaz ama Perşembe uygun.
• "Will you be able to make it?" → Katılabilecek misin?

Diyalog 2.3: Konuşamıyorsanız (You Can't Talk)

A: "Hello."
→ Merhaba.

B: "Hi, John. Can you talk?"
→ Merhaba John. Konuşabilir misin?

A: "Not really. I'm in a meeting. Can I call you back in, say, fifteen minutes?"
→ Pek değil. Toplantıdayım. Diyelim on beş dakika sonra arayabilir miyim?

B: "Sure. Speak to you later. It isn't urgent."
→ Tabii. Sonra görüşürüz. Acil değil.

💡 Dilbilgisi Notu: Karşı tarafın müsait olup olmadığını sorma ve cevap verme kalıpları:
• "Are you busy?" → Meşgul müsün?
• "Are you free to talk?" → Konuşmaya müsait misin?
• "Have you got two minutes?" → İki dakikan var mı?
• "Can I call you back?" → Seni geri arayabilir miyim?
• "It's difficult at the moment." → Şu an zor.
• "This is a good time to talk." → Konuşmak için iyi zaman.
• "I'm in a meeting." → Toplantıdayım.

Telefonu cevaplayamama diğer nedenleri:
• "I'm not at my desk." → Masamda değilim.
• "I'm driving. (I'll just pull over.)" → Araba kullanıyorum. (Kenara çekiyorum.)
• "I'm just getting on a train." → Trene biniyorum.
• "I've just arrived at the airport." → Havalimanına yeni geldim.
• "I haven't got my diary with me." → Ajandam yanımda değil.

Diyalog 2.4: Arama Nedeni (The Reason for Calling)

A: "Can you hear me now? I couldn't hear you very well earlier. The reception was terrible. Anyway, how are you?"
→ Beni şimdi duyabiliyor musun? Daha önce seni pek duyamadım. Sinyal çok kötüydü. Her neyse, nasılsın?

B: "Fine. I was just ringing to check the time for next week's meeting. Is it still three o'clock?"
→ İyiyim. Sadece önümüzdeki haftaki toplantının saatini kontrol etmek için arıyordum. Hâlâ saat üç mü?

💡 Dilbilgisi Notu: "I was just ringing/calling..." — aramaya başlamak için kullanışlı bir alternatif:
• "I was just calling about the meeting next Friday." → Sadece önümüzdeki Cuma toplantısı hakkında arıyordum.
• "I was just ringing to see if everything's OK for tomorrow." → Yarın için her şey yolunda mı diye arıyordum.
• "I was just calling to ask for some advice." → Sadece bir tavsiye istemek için arıyordum.

Diyalog 2.5: Arayanı Duymama (You Can't Hear the Caller)

A: "Hello."
→ Merhaba.

B: "Hello. Sorry, I can't hear you very well. I'm in a restaurant and they have just started playing some loud music."
→ Merhaba. Özür dilerim, sizi pek duyamıyorum. Bir restorandayım ve az önce yüksek sesli müzik çalmaya başladılar.

A: "I didn't catch that."
→ Bunu duyamadım / yakalayamadım.

B: "I'll just go outside. Just a moment. Can you hear me now?"
→ Dışarı çıkayım. Bir dakika. Beni şimdi duyabiliyor musunuz?

A: "Yes, that's much better. I'm glad you're enjoying yourself."
→ Evet, çok daha iyi. Eğlendiğine sevindim.

💡 Dilbilgisi Notu: Sinyal kötüyse kullanılan diğer ifadeler:
• "Sorry, could you repeat that?" → Özür dilerim, tekrar edebilir misiniz?
• "Could you say that again?" → Bunu tekrar söyleyebilir misiniz?
• "I'm sorry, I didn't catch that." → Özür dilerim, yakalayamadım.
• "I'm afraid the line's bad. Did you say fifteen?" → Maalesef hat kötü. On beş mi dediniz?
• "Could you speak louder? The line's very bad." → Daha yüksek konuşabilir misiniz? Hat çok kötü.

Diyalog 2.6: Görüşmeyi Bitirmek Zorunda (You Have to End the Call)

A: "John, Peter has just arrived. I'll call you when I get back to London."
→ John, Peter az önce geldi. Londra'ya döndüğümde seni ararım.

B: "Fine. I'll be here until 5. Speak to you later. Bye."
→ Tamam. 5'e kadar burada olacağım. Sonra görüşürüz. Hoşça kal.

A: "Bye."
→ Hoşça kal.

💡 Dilbilgisi Notu: Bir şey teklif veya söz verirken "will" kullanılır:
• "I'll call you when I get back to London." → Londra'ya döndüğümde ararım.
• "I'll be here until 5." → 5'e kadar burada olacağım.
• "I'll tell her you called." → Aradığını ona söyleyeceğim.
• "I'll make sure she gets the message." → Mesajı aldığından emin olacağım.
• "I'll get back to you as soon as I can." → En kısa sürede size geri döneceğim.

Diyalog 2.7: Otomatik Mesaj (An Automated Message)

"Welcome to Haznor Business Systems. This is a toll-free number. Please choose one of the following four options. If you are calling about an existing order, please press 1. If you wish to place a new order, press 2..."

→ "Haznor Business Systems'e hoş geldiniz. Bu ücretsiz bir numaradır. Lütfen aşağıdaki dört seçenekten birini seçin. Mevcut bir sipariş hakkında arıyorsanız, lütfen 1'e basın. Yeni sipariş vermek istiyorsanız, 2'ye basın..."

💡 Dilbilgisi Notu: Otomatik telefon sistemlerindeki diğer talimatlar:
• "Press the star key twice." → Yıldız tuşuna iki kez basın.
• "Press the hash/square key." → Kare tuşuna basın.
• "Press 5 to speak to the operator." → Operatörle konuşmak için 5'e basın.
• "Please replace the handset." → Lütfen ahizeyi yerine koyun.

İngiliz/Amerikan Farklılıkları — Zaman ve Telefon

Zaman İfadeleri

British (İngiliz)American (Amerikan)Türkçe
Monday to FridayMonday through FridayPazartesi'den Cuma'ya
ten past sixten after sixaltıyı on geçe
the ninth of DecemberDecember ninth9 Aralık
24-hour clock: 9:00, 17:0012-hour clock: 9 a.m., 5 p.m.24 saat / 12 saat formatı

Not: İngiltere'de hem 12 saat hem 24 saat formatı kullanılır, ancak ABD'de 24 saat formatı genellikle sadece askeri alanda kullanılır.

Telefon Numarası Söyleme

NumaraBritishAmerican
360-4458three six oh, double-four five eightthree six zero, forty-four fifty-eight

Diğer Farklılıklar

British (İngiliz)American (Amerikan)Türkçe
mobile phonecell(ular) phonecep telefonu
directory enquiriesdirectory assistance/informationtelefon rehberi hizmeti
dialleddialedçevrildi (telefon)

Telefon Becerilerinizi Geliştirin!

Sesli mesaj bırakma, kötü sinyalle başa çıkma, otomatik sistemlerde yönlendirme ve daha fazlası — Business English programımızda gerçek senaryolarla pratik edin!

🏢 İş İngilizcesi Diyaloglar — Bölüm 3: Şirket Ziyareti (A Company Visit)

Bir şirketi ziyaret ederken yön sorma, otopark, resepsiyon, tanışma ve şirket hakkında konuşma — hepsi Türkçe çevirileri ve dilbilgisi notlarıyla.

Yön Sorma ve Yönlendirme (Directions)

İngilizce İfadeTürkçe Karşılığı
Could you give me directions to your office?Ofisinize nasıl gideceğimi söyler misiniz?
Just follow the signs.Sadece tabelaları takip edin.
Go past the station and take the first turning on the left.İstasyonu geçin ve ilk sola dönün.
You'll see the office on the right-hand side.Ofisi sağ tarafta göreceksiniz.
Carry on for three kilometres.Üç kilometre daha devam edin.
Take the second exit at the roundabout.Kavşakta ikinci çıkışı alın.
Turn left at the junction.Kavşakta sola dönün.
Go straight across the crossroads.Kavşaktan dümdüz geçin.
At the traffic lights, turn right.Trafik ışıklarında sağa dönün.

💡 Dilbilgisi Notu: Yön sorma için diğer kalıplar:
• "Could you tell me how to get to the office from here?" → Buradan ofise nasıl gideceğimi söyleyebilir misiniz?
• "Can you tell me the way to...?" → ...'ya yolu söyleyebilir misiniz?
• "How do I get to...?" → ...'ya nasıl giderim?
• "Excuse me, where is the main office?" → Pardon, ana ofis nerede?

Yol tarifi verirken dönüm noktaları (landmarks):
• "You'll pass some shops." → Bazı dükkanlardan geçeceksiniz.
• "Then you'll see a large red building in front of you." → Sonra önünüzde büyük kırmızı bir bina göreceksiniz.
• "Keep going and you'll come to the entrance gate." → Devam edin ve giriş kapısına ulaşacaksınız.

Mesafe hakkında konuşma:
• "Carry/Drive on for another ten kilometres." → On kilometre daha devam edin.
• "...until you come to a service station." → Bir benzinliğe gelene kadar.
• "It's two hundred metres past the service station on the right-hand side." → Benzinlikten iki yüz metre sonra sağ tarafta.

Otopark (Parking)

İngilizce İfadeTürkçe Karşılığı
I've left my car in a reserved space.Arabamı ayrılmış bir yere park ettim.
There are some spaces reserved for visitors.Ziyaretçiler için ayrılmış yerler var.
Can I park here?Buraya park edebilir miyim?
Is this space reserved?Bu yer ayrılmış mı?

💡 Dilbilgisi Notu: Nerede olduğunuzu söyleme:
• "I'm calling from the train." → Trenden arıyorum.
• "I'm on the M1 motorway." → M1 otoyolundayım.
• "I'm calling from a service station on the M4." → M4'te bir benzinlikten arıyorum.

Resepsiyon (Reception)

A: "I have an appointment with Hans Ekburg."
→ Hans Ekburg ile randevum var.

B: "Can I have your name, please?"
→ Adınızı alabilir miyim, lütfen?

A: "John Bridges."
→ John Bridges.

B: "Could you sign in please? Yes, he's expecting you. Do you know the building?"
→ İmza atabilir misiniz? Evet, sizi bekliyor. Binayı biliyor musunuz?

A: "No, I haven't been here before."
→ Hayır, daha önce buraya gelmedim.

B: "Take the lift to the fourth floor. His office is the fifth on the right, along the corridor."
→ Asansörle dördüncü kata çıkın. Ofisi koridor boyunca sağda beşincidir.

💡 Dilbilgisi Notu: Resepsiyonda kullanılan ifadeler:
• "I'm here to see Hans Ekburg." → Hans Ekburg'u görmeye geldim.
• "Is Hans Ekburg in/available?" → Hans Ekburg burada mı/ulaşılabilir mi?
• "Could you sign in please?" → İmza atabilir misiniz lütfen?

Bina içinde yön bulma:
• "Have you been here before?" → Daha önce buraya geldiniz mi?
• "When were you last here?" → En son ne zaman buradaydınız?

Ofis konumu tarif etme:
• "It's opposite the lift." → Asansörün karşısında.
• "It's just past the coffee machine." → Kahve makinesinden hemen sonra.
• "Go through the automatic doors." → Otomatik kapılardan geçin.

Diyalog: Karşılaşma ve Tanıştırma (Meeting & Introductions)

A: "Hello, John. Good to see you again."
→ Merhaba John. Seni tekrar görmek güzel.

B: "And you."
→ Ben de seni.

A: "John, I'd like you to meet Lera Berman, our Marketing Manager."
→ John, Pazarlama Müdürümüz Lera Berman ile tanışmanı istiyorum.

Lera: "Hello, John. Pleased to meet you. Did you have a good journey?"
→ Merhaba John. Tanıştığıma memnun oldum. Yolculuğun nasıldı?

B: "Yes, very good. The directions were very clear."
→ Evet, çok iyiydi. Yol tarifi çok netti.

💡 Dilbilgisi Notu: Gayri resmi selamlama alternatifleri:
• "Hi, John. How are you?" → Merhaba John. Nasılsın?
• "How's life?" → Hayat nasıl?
• "How's it going?" → Nasıl gidiyor?

Cevaplar:
• "Fine thanks." → İyiyim teşekkürler.
• "I'm very well." → Çok iyiyim.

Tanıştırma dili:
• "I'd like you to meet Lera Berman." → Lera Berman ile tanışmanı istiyorum.
• "I'd like to introduce Lera Berman." → Lera Berman'ı tanıştırmak istiyorum.
• "Have you (already) met?" → (Daha önce) tanıştınız mı?
• "Yes, we met last year." → Evet, geçen yıl tanıştık.

Yolculuk hakkında soru sorma:
• "How was the journey?" → Yolculuk nasıldı?
• "How was the flight/traffic?" → Uçuş/trafik nasıldı?

Şirket Hakkında Konuşma (Company Information)

İngilizce İfadeTürkçe Karşılığı
Tell me something about the company.Bana şirket hakkında bir şeyler anlatın.
What does the company do?Şirket ne yapıyor?
We're in the transport business.Taşımacılık işindeyiz.
We employ just under 5,000 people worldwide.Dünya çapında 5.000'in altında kişi çalıştırıyoruz.
The company was set up five years ago.Şirket beş yıl önce kuruldu.
We're the largest manufacturer in the country.Ülkenin en büyük üreticisiyiz.
North America is our biggest market in terms of sales by region.Bölgeye göre satışlarda Kuzey Amerika en büyük pazarımız.
We have an excellent reputation for service.Hizmet konusunda mükemmel bir itibarımız var.
Business is booming.İşler tıkırında / İşler çok iyi gidiyor.

İngiliz/Amerikan Farklılıkları — Yön ve Bina

British (İngiliz)American (Amerikan)Türkçe
service stationgas / filling stationbenzinlik / dinlenme tesisi
shopping centre(shopping) mallalışveriş merkezi
car registration numberlicense plate numberplaka
liftelevatorasansör
shopsstoresdükkanlar/mağazalar
motorwayfreeway / expressway / Interstateotoban
roundabouttraffic circlekavşak (dönel)
crossroadsintersectionkavşak (kesişim)
traffic lightsstop lightstrafik ışıkları

Şirket Ziyaretlerinizi Profesyonelleştirin!

Yön sorma, resepsiyon, tanıştırma ve şirket sunumu — Business English programımızda gerçek senaryolarla pratik edin!


Yorumlar - Yorum Yaz